Mart ortasında, iki aylık savaşın ardından, Türk ordusu ve müttefiki Suriyeli muhalif güçler, Suriye’nin kuzeybatısındaki Kürt çoğunluklu Efrîn kent merkezini ele geçirdiler. O günden bu yana, Suriye’nin diğer bölgelerinden kaçan çoğunlukla Arap Suriyeli mültecilerin savaş sırasında Kürtlerin kaçtığı bölgelere yerleştirilmesi ile bölgede nüfus mühendisliği yapıldığına dair yaygın iddialar dile getirildi. Ancak savaşın sona ermesinin iki ay ardından Efrîn’den gelen bütünlüklü resim net değil çünkü uluslararası örgütler ve insan hakları grupları bunun cevaplarını bölgeye giderek bulmayı talep etme konusunda yükümlülüklerini yerine getirmiş değiller.

Türkiye Efrîn operasyonunu, Suriye iç savaşının ilk günlerinden bu yana bölgeyi kontrol etmekte olan Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG), Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı “teröristler” olduğunu iddia ederek Ocak’ta başlattı. Ama mesele NATO müttefiki Türkiye’nin teröristlerle mücadelesinden fazlasını içeriyor. Mart başında VOA, “Türkiye’nin siyasi liderliğinin, operasyonun başarıya ulaşması ile birlikte yüz binlerce Suriyeli mültecinin Efrîn’e gönderilebildiğini söylediğini” bildirdi. 24 Ocak’ta, Türk Cumhurbaşkanı, “3,5 milyon mülteciyi sonsuza kadar misafir edebilecek durumda değiliz, … Afrin meselesini çözeceğiz, İdlib meselesini çözeceğiz ve mülteci kardeşlerimizin ülkelerine dönmesine yardımcı olacağız” diyerek bu daha genel hedefe işaret etmişti.

Efrîn’de olanların karmaşık dinamiğini anlamak için Suriye’nin büyük resmini anlamamız gerek. Suriye’nin doğusunda ABD, YPG’nin bileşenlerinden biri olduğu Suriye Demokratik Güçleri ile ittifak yaptı. Ocak’ta ABD on binlerce kişilik bir SDG gücünü eğiteceğine işaret eden açıklamalar yaptı. Bu, ABD’nin Türkiye’nin terörist dediği YPG ile birlikte çalıştığını iddia eden Ankara’da öfkeye neden oldu. Türkiye Suriye’nin doğusunda ABD’yi durdurmak için hiçbir şey yapamazdı ama Efrîn’de YPG’yi Kürt kantonundan söküp atmak için daima bir bahane arıyordu. Dolayısıyla Efrîn’e yönelik operasyon Suriye’nin doğusunda ABD’ye bir mesaj verme arayışının doğrudan sonucuydu.

Rusya Efrîn’in Türklerin kontrolüne girmesine karşıymış gibi göründü ama aynı zamanda Rusya ve Suriye rejimi Efrîn üzerine uçan Türk savaş jetlerine karşı hava savunma sistemlerini kullanarak operasyona karşı çıkmama konusunda anlaştılar. Çünkü Suriye rejimi Şam yakınlarında Suriyeli muhalifleri kuşatıyordu ve onları kuzeyde İdlib ve Efrîn’e göndermek için bir anlaşma peşindeydi. Dolayısıyla Efrîn’deki Kürtler Moskova, Şam, Washington ve Ankara arasındaki daha büyük anlaşmaların ve planların kurbanı oldular. Washington Türkiye’yi Efrîn’deki operasyonunu sınırlı tutmaya çağırsa da, ABD ve Batılı hükümetler neler olup bittiğini yerinde gözlemlemek için Efrîn’de uluslararası gözlemciler olması gerektiğini belirtmek için hiçbir şey yapmadılar. Aynı hükümetler Gazze’ye, Hebron’a veya diğer yerlere uluslararası ekipler göndermek için hiç zaman kaybetmezken Efrîn’de bunu yapmayı sorumsuzca reddettiler.

Saldırının Mart’ta sona ermesi ardından gelen ilk günlerde Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Efrîn’den 250 bin sivilin kaçtığını söyledi. BM’nin insani yardım ajansı Efrîn’de 167 bin kişinin yerinden edildiğini söyledi. Saldırı sona erdikten çok kısa bir süre sonra, Şam çevresinde yerinden olmuş insanlar Efrîn’e gönderildi. Suriyelilere yardıma odaklanan bir Suriye STK’sı olan Yardım Koordinasyon Birimi, Mayıs’ta Enformasyon Yönetimi Birimi tarafından hazırlanmış bir rapor yayınladı. Rapor Doğu Guta bölgesinden ve Kalmun’dan halkın zorla yerinden edilmesi üzerineydi ve çoğunlukla Suriyeli Araplardan oluşan binlerce ailenin Guta’dan Efrîn’e otobüslerle götürüldüğünü gösteren iki harita içeriyordu.

Kürt aktivistler için bu, Efrîn’i değiştirmek ve Kürtler yerine Arapları yerleştirmek için demografi değiştirme anlamına geliyordu. Rudaw’ın bir haberi “Efrîn’e Türkiye-Özgür Suriye Ordusu güçleri tarafından 130 bin kişinin yerleştirildiğini bildiriyordu.” Suriyeli muhalifler ve Türkiye bunun demografi değiştirme olmadığını, sadece Suriye’nin diğer bölgelerinden kaçan insanlara güvenli bir sığınak sağlama amaçlı olduğunu iddia etti. Suriye savaşı başladığından bu yana altı milyondan fazla insan ülke için yerinden edildi ve beş milyon mülteci ülkeden kaçtı. Ve Efrîn demografi değişimi yapıldığı iddia edilen tek bölge değil. Aynı suçlama, bir zamanlar Sünnilerin yaşadığı yerlere Şiileri yerleştirdiği için Esad’a ve İslam Devleti’nden kurtardıkları bölgelerden Arapları çıkardıkları iddiasıyla Suriye’nin doğusunda SDG’ye de yapılıyor.

Tüm bunların arkasındaki daha genel hikaye ise uluslararası toplumun Suriye’de berbat bir şekilde başarısız olduğu. İnsan hakları ihlallerini araştırmak için neredeyse hiçbir şey yapmadı. İsrail güçleri Gazze sınırındaki çatışmalarda 60 kişiyi öldürdükten hemen sonra BM’nin İnsan Hakları Konseyi katliama yönelik bir soruşturma başlattı. Suriye rejimi bu sayının yüz katını öldürdü ve bırakınız 100 insan hakları soruşturmasını, hiçbir yeni soruşturma açılmıyor. İnsan Hakları Konseyi tarafından oluşturulmuş 2011 tarihli eski bir Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu var ama kayda değer bir şey yaparmış gibi görünmüyor.

Efrîn’de Mart’tan bu yana sivillere yönelik hak ihlallerine ilişkin sayısız suçlama oldu. Demokratik Toplum Hareketi TEV-DEM’in bir raporuna göre, Mayıs ortasında bir kadın Selure köyünde tecavüze ve işkenceye maruz bırakıldı, Şiye mahallesinde bir başka kadın işkenceye maruz bırakıldı ve Mabat’ın Sitka köyünde iki kadın kaçırıldı. IŞİD’in Irak’ta 2014’te hedef aldığı bir azınlık grubunun mensubu olan bir Ezidi erkek de Efrîn’de öldürülmüş olarak bulundu.

İnsan Hakları Örgütü 8 Nisan’da “Türkiye’nin müttefiki grupların halkın mallarını yağlamadığını, yıktığını” yazdı ve kaçan sivillerin arada sıkıştığını söyledi. Türkiye’nin operasyonu sırasında yaşanan sivil ölümlerinin ise “yasadışı” olabileceğini belirtti. Ocak 2018’de 26 sivilin öldüğünü raporladı. Uluslararası Af Örgütü, Mart’taki bir raporunda, Efrîn’i uluslararası toplumun başarısızlığının birçok örneğinden biri olarak sıraladı. “Efrîn’de yüzlerce Suriyeli Kürt, kasabayı ele geçirmek isteyen Türk hükümeti ile silahlı muhaliflerin saldırıları sonucu kaçmak zorunda kaldı.”

İnsan Hakları Konseyi’nin Mart 2018’deki bir toplantısında, Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun başkanı Paulo Sergio Pinheiro, “Efrîn’de şiddetin artmasından endişe ediyoruz,” dedi. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad al-Hussein, Mart başında, Efrîn’de “Türkiye’nin saldırısının çok sayıda sivili tehdit ettiğini” söyledi. Tuhaf şekilde, kendisi insan hakları ihlalleri gerçekleştiren Suriye rejimi de BM’de Efrîn konusunda sesini yükseltti. 13 Mart’ta, “Efrîn’deki barbar Türk saldırısının binlerce insanın yerinden olmasına neden olduğunu” ve “Soruşturma Komisyonu tarafından bu meselenin göz ardı edildiğini” iddia etti.

Uluslararası toplum Efrîn konusunda ne yapıyor? Bir NATO müttefiki ve bir demokrasi olarak Türkiye Suriye’de yaptıkları için en yüksek standartlarda sorumlu tutulmalı. Ancak bunun yerine Başbakan Teresa May’in “Kürt terörünü” kınadığı İngiltere’de, toplantılarda sırtı sıvazlanıyor. Görünen o ki, Efrîn gibi saldırıya açık yerlerde sivillerin ve savunmasızların korunması gibi, uluslararası normlarla bağlantılı herhangi bir değere değinmek yerine, konuşmasının notlarını en sağcı Kürt düşmanı ırkçılardan derlemiş.

Uluslararası toplum soykırımı önleme veya insan hakları suçlarına karşı bir şey yapma konusunda defalarca başarısız oldu, bu yüzden pek de bir şey beklenemez. Ama en azından ülkeler Efrîn’de ve Suriye’nin diğer bölgelerinde uluslararası gözlem konusunda çağrı yapmalılar. Buralarda etnik temizlik, demografi değiştirme ve sivillere zulüm gibi ihlallerin yaşanmamasını sağlamak için neden gözlemci yok? Êzîdîler gibi azınlıkların haklarını ve hareket özgürlüğünü güvenceye almak için neden buralara ekipler gönderilmiyor.

Efrîn’e başka bir sürü güç ulaşabiliyor. Türk AFAD, 1 Mayıs’ta Efrîn kırsalında Guta’dan yerinden edilmiş insanlar için 200 çadırlık bir kamp kurdu. AFAD Efrîn’de serbestçe kamp kurabiliyorsa uluslararası gözlemcilerin Efrîn’e girmesi neden mümkün olmasın? Mart’ta operasyon sona erdikten iki ay sonra, insan hakları gruplarının ve uluslararası örgütlerin bunu talep etmesinin zamanı geldi.

Kaynak: jpost.com
Çeviri: Serap Şen