Joel Kovel, verili ve geleneksel olanla yetinmeyen, olağanüstü eleştirel ve yaratıcı düşünürdü. İçine doğduğu Yahudi kültürel-politik kodlarla yetinememiş, radikal bir anti-siyonist duruş geliştirme ve bunun için birçok bedel ödeme cesareti gösterebilmiştir. 

“Eko-sosyalizm” akımının kurucularından Joel Kovel’i 30 Nisan 2018 günü, 81 yaşındayken New York’ta yitirdik. Kişisel olarak hiç tanışma fırsatım olmasa da birçok açıdan yakınlık hissettiğim Kovel’in ölümü bana ilk “ardından” yazımı yazdırıyor. O da ayrı bir tuhaf duygu. Yaşımız kemale ermiş, değer verdiklerimizin, etkilendiklerimizin ölmesi yeni olmasa da onlar için yazma ihtiyacı duymak yeni bir duygu. Kovel de bunu fazlasıyla hak eden biriydi benim için. 

Kovel için ilk söylenmesi gereken şey, oldukça aykırı ve yaratıcı bir şahsiyet oluşudur sanırım. ABD’de doğup büyüyüp Marksist olmak, Yahudi bir ailede büyüyüp çok sağlam bir anti-siyonist olmak, psikiyatr-psikanalist olup sonra ruh sağlığı alanını tamamen bırakıp sosyal bilim ve aktivizm alanlarına geçmek gibi özellikleri bu konuda yeterince bir fikir verecektir. 

Joel Kovel, 1936 yılında New York, Brooklyn’de göçmen bir Yahudi aileye doğar. 1957’de Yale Üniversitesi’nden tıp-öncesi diplomasını, 1961’de Columbia Üniversitesi’nden tıp diplomasını alır. Sosyo-politik hareketliliğin zirve yaptığı 1960’ları Vietnam savaşı karşıtı hareket içinde politize olarak, Brooklyn’de psikiyatri ihtisası yapan genç ve Marksist bir hekim olarak geçirir. 1977’de yine Brooklyn’de New York Eyalet Üniversitesi’ne (SUNY) bağlı olan Downstate Medical Center’ın Psikanaliz Enstitüsü’nden mezun olup psikanalist olur, kendisini “Marksist psikanalist” olarak tanımlar. 1977-86 arası New York Albert Einstein Tıp Fakültesi’nde psikiyatri ihtisas eğitimi direktörüdür. 1980-85 arası New School for Social Research’te Marksizm ve Freud dersleri verir. Arada, Nikaragua’daki Sandinista Devrimi için çalışır. 1986’da psikiyatriyi tamamen bırakır ve 2009 yılına kadar ABD’nin en ilerici üniversitelerinden biri olan Bard College’da sosyal bilimler hocalığı yapar. 1980’lerin sonundan itibaren ABD’deki ekolojist hareketin önemli isimlerinden biri olur. 1998’de Yeşil Parti’nin ABD Senatosu adayıdır. 2000 yılında Yeşil Parti’nin ABD Başkan adaylığı için Nader ile yarışır ve kaybeder.[1] 2001 yılında Michael Löwy ile birlikte, eko-sosyalizmin kurucu metinlerinden biri olarak kabul edilen, Birikim’de de yayınladığımız Ekososyalist bir Manifesto’yu[2]  yayınlar [link]. Uzun yıllar Capitalism, Nature, Socialism [Kapitalizm, Doğa, Sosyalizm] dergisinin baş editörlüğünü yapar. 2009’da radikal anti-siyonist görüşlerini sunduğu Overcoming Zionism[Siyonizmi Aşmak] başlıklı kitabı Michigan Üniversitesi Yayınları tarafından basılır. ABD’deki İsrail lobisinin yoğun tepkisi nedeniyle yayınevi bu kitabı bir süre sonra geri çeker. Böyle bir durum ABD’de ilk kez olmaktadır. Bu sansür girişimine yönelik yoğun protestolar sonucu kitap tekrar dolaşıma sokulur. Ama aynı nedenle 2009 yılında Kovel, 21 yıldır çalıştığı Bard College’daki işinden çıkartılır. ABD’de anti-siyonist olmanın bedeli ağırdır. 

Kovel’in hayat hikâyesini böyle kısaca yazınca, hem mekan hem de düşünce açısından ne çok noktadan bana değdiğini biraz da şaşırarak yeniden fark ediyorum. Bilerek bilmeyerek onun ayak izlerinden gitmişim epeyce: Brooklyn, Downstate Medical Center, New School for Social Research, Marksizm, psikanaliz, eko-sosyalizm, anti-siyonizm. Çok açık ki Kovel’le aynı kabiledenim, o yüzden kısaca görüşlerinden bahsetmek isterim.

Joel Kovel’in ilk dönem eserleri, radikal, devrimci, Marksist bir psikanalist olarak psikanalizle Marksizmi kaynaştırmaya çalıştığı eserlerdir. Psikiyatri ve psikanaliz alanlarında hâkim olan kapitalist düzene uyumlu ve uyumlaştırıcı yaklaşıma kökten karşı çıkan Kovel, insanların ruhsal ıstıraplarının oluşmasına katkıda bulunan faktörler arasında kapitalizmin (ve ırkçılığın) sürekli eşitsizlik ve hiyerarşi üreterek insan varoluşunu, ilişkilerini, bilinçdışını işgal eden, aşındıran ve bozan yapısının mutlaka hesaba katılmasını ve sorunsallaştırılmasını savunur.

Kovel, Marksist ya da radikal sosyal eleştiriden yoksun bir psikanaliz / psikoterapi pratiğinin çok eksik kalacağını ve sonuçta düzene hizmet edeceğini savunurken, madalyonun diğer tarafında, insan öznelliğine ve tinselliğine yer ve önem vermeyen bir sosyalizmin de (aynen geleneksel / reel sosyalist deneyimlerde olduğu gibi) mekanik bir tahakküm aygıtından başka bir şey olamayacağını savunur.[3]  Özellikle Tarih ve Tin’de özgürlükçü bir sosyalizm için din-dışı bir tinselliğin imkanlarını ortaya koyar; sosyalist tinselliği, narsisizmi olabildiğince aşmış, farklılıkları tanınan Öteki’ler ile eşdeğerlik ve sevgi temelinde özgür bir araya gelişler olarak tanımlar. Bundan yoksun bir sosyalizmin insanları harekete geçirme yeteneği olamayacağını savunur.

Kovel’in geleneksel sosyalizm eleştirisi sadece özgürlükçülük ve tinsellik ile sınırlı kalmaz, çok güçlü bir şekilde ekolojiye de uzanır. Günümüzde, kapitalizmin geldiği neoliberal küreselleşme aşamasında, sosyalizmin sadece sınıf analizleriyle yetinemeyeceğini, kapitalizmin insani ve toplumsal yıkımla birlikte doğanın ve dünyanın total yıkımına doğru yol aldığını savunarak 21. yüzyıl sosyalizmini feminizmi de içeren bir ekososyalizm olarak formüle eder. Kovel ve arkadaşlarının ekososyalizmi, birçok çevreci / yeşil hareketten öncelikle ve temel olarak anti-kapitalist olmasıyla ayrılır. Kovel, anti-kapitalist olmayan yeşil hareketleri düzen-içi oldukları için kıyasıya eleştirir. Kapitalist sistemin içinde, kıyısında veya dışında yaratılacak ekososyalist deneyimleri (kooperatifler vb.) ve bunların giderek daha fazla koordine olmasını çok önemser ama bir dünya düzeni olarak kapitalizmin yıkılması hedefinin hep gözetilmesi gerektiğini savunur. Tedricen üretim araçları üzerinde kolektif mülkiyetin ve değişim-değeri yerine kullanım-değerinin hâkim olacağı müşterekler yaratılacak, yaşatılacak, mikro ve makro düzeylerde koordine olacaklar ve zaman içinde kapitalizm ve devlet şiddetsizbir şekilde sökülecektir. Kovel’in ekososyalist devrim ve toplum tahayyülü, çoğu metropollerde yaşayan yedi milyara ulaşmış dünya nüfusunun endüstrinin olmadığı küçük kır komünleri şeklinde yaşamasının imkansızlığından hareketle, endüstrinin ve kentlerin ekolojik dönüşümünü hedefler.[4] Tabii ki bütün bunlar için uluslararası bir siyasi örgütlenmeye ihtiyaç olacaktır.[5] Kızıl-Yeşil sentezinin ya da ittifaklarının siyasi bir geleceği olacaksa, Kovel kuşkusuz önemli kurucu isimler arasında anılacaktır. 

Son olarak, Kovel’in anti-siyonizmine de değinmek gerekir. Kovel, İsrail Devleti’nin en başından beri ve halen resmî ideolojisi olan siyonizmin büyük bir riyakarlık üzerine kurulu bir tür ırkçılık olduğunu ve bu sayede İsrail’in Filistin topraklarında sömürgeci bir işgali genişleterek sürdürebildiğini savunur. ABD’nin de desteğiyle dizginsiz bir şekilde sürdürülen bu politikanın, İsrail’in tüm Filistin topraklarının %90’dan fazlasını fiilen kontrol etmesine yol açtığı için artık iki devletli çözümü anlamsız ve imkânsız hale getirdiğini öne süren Kovel, o coğrafyada yaşayan tüm Musevi ve Filistinlileri eşit vatandaş olarak kabul eden tek devletli bir çözümün aranması gerektiğini, bunun için de ırkçı Siyonist devletin yıkılması gerektiğini, yeni demokratik bir devletin kurulması gerektiğini savunur. Bunun için de Güney Afrika’nın apartheid rejimine yapıldığı gibi uluslararası yaptırımlar uygulanmalıdır.[6]   

Joel Kovel, verili ve geleneksel olanla yetinmeyen, olağanüstü eleştirel ve yaratıcı düşünürdü. İçine doğduğu Yahudi kültürel-politik kodlarla yetinememiş, radikal bir anti-siyonist duruş geliştirme ve bunun için birçok bedel ödeme cesareti gösterebilmiştir. Geleneksel psikanalizle yetinmemiş, Marksizmden beslenmiş eleştirel bir psikanalitik duruş geliştirebilmiştir. Geleneksel sosyalizmle yetinmemiş, özgürlükçü ve ekolojist bir sosyalizm için kafa yormuş ve mücadele etmiştir. Bütün bu radikal eleştirel konumlanışlarının altında ise, kapitalizmin nimetlerinden yararlanması için her tür imkânı varken tavizsiz bir anti-kapitalist çizgiyi ısrarla sürdürebilmesi yatmaktadır. Eşitlik ve özgürlük mücadelesine çok şey öğreten ve eserleriyle öğretmeye devam edecek olan çok özel bir devrimciyi kaybettik. Anısı önünde saygı ve sevgiyle…