Nuri Bilge Ceylan sekizinci uzun metrajlı filmi Ahlat Ağacı ile Cannes Film Festivali’nde yarışarak bir kez daha zamanımızın önde gelen yönetmenlerinden biri olduğunu kanıtladı. Ödül kazanmadı ama zaten bugüne dek Cannes’a seçilen her filmiyle en önemli ödülleri topladı, Altın Palmiye kazandıktan sonra artık yeni ödül beklentisi azalır… Bir auteur olarak başarıyı sürdürmek öncelik kazanır. Uzak ile Jüri Büyük Ödülü ve En İyi Aktör Ödülü (Muzaffer Özdemir, Mehmet Emin Ceylan), İklimler ile FIPRESCI Ödülü, Üç Maymun ile En İyi Yönetmen Ödülü, Bir Zamanlar Anadolu’da ile Jüri Büyük Ödülü (Dardenne Biraderlerin Bisikletli Çocuk’u ile paylaştı) ve Kış Uykusu ile Altın Palmiye kazanan NBC için bir ödül eksik bir ödül fazla olmuş fark etmez. 

Film hakkında prestijli yayın organlarında çıkan ilk eleştiriler, Peter Bradshaw’un The Guardian, Jay Weissberg’ün Variety, Jacques Mandelbaum’un Le Monde, Eric Kohn’un Indiewire, Geoff Andrew’nun Sight and Sound ve Pierre Murat’ın Telerama’daki eleştirileri son derece olumluydu. Türkiye basınında ise ödül törenine kadar birkaç tweet dışında neden hemen yazı çıkmadığını ise anlayamadık… Ödül töreninden önce Kaan Karsan’ın Ekşi Sinema’da çıkan yazısı o ana kadarki tek ciddi biçimde olumsuz fikir beyanı oldu. 

Anaakım medyanın NBC’ye ilgisi ancak Üç Maymun ile aldığı En İyi Yönetmen Ödülünü “yalnız ve güzel ülke”ye adadığı zaman başladı. Mayıs Sıkıntısı’nı ismiyle müsemma bulan gazetecilerin tavrı değişti, Aydın Doğan’ın gözlerinin dolduğu duyuldu, Hasan Pulur gibi yeni Türkiye sinemasını burnuna götürmeyip ağır yazılar kaleme alan bir yazar bile coşkuyla takdir etti NBC’yi. Uzak ile ödül alırken ve sonrasında İstanbul’da, SESAM’da basın toplantısı düzenlerken yaptığı Yılmaz Güney göndermesi böyle bir plasebo etkisi yaratmamıştı. 

Altın Palmiye adaylarının hemen hepsinin ayakta alkışlanması adettendir, genellikle bu alkış dakikalarca sürer, dolayısıyla Ahlat Ağacı için Türkiye basınının odaklandığı “15 dakika ayakta alkışlandı” haberleri sadece biraz daha coşkulu bir beğeniyi ifade ediyor. Oysa eleştiriler akla karayı ortaya çıkarır. Bir auteur’ü sinema tarihine kayıt düşüren onlardır. Jonathan Romney, Film Comment’te çıkan eleştirisinde 188 dakikalık filmin diyaloglarını altyazıdan takip etmenin zorluğundan şikayet etti, haklı olarak. NBC, Altın Palmiye sahibi Kış Uykusu da Çehovyen ve Şekspiryen diyaloglarıyla Türkçe bilen kulaklara edebi tatlar fısıldarken bilmeyenlerin gözlerini altyazı takibinde zorladı…

Fotoğraftan sinemaya geçen, ilk filmi, kısa metrajlı Koza’da hiç diyalog kullanmayan Nuri Bilge Ceylan’ın böylesine edebi senaryolara imza atmaya başlaması, görkemli bir kariyer tırmanış öyküsünü de anlatıyor. 

Kış Uykusu ile Altın Palmiye kazandıktan hemen sonra Rotterdam’daki Kırmızı Lale Film Festivali’ne giden NBC, burada dostu ve oyuncusu Mehmet Eryılmaz moderatörlüğünde bir söyleşi yaptı. Bir Çehov oyununda, Dostoyevski romanında ya da Shakespeare oyununda diyalogdan çok zevk aldığını söyleyen NBC, Berlin Film Festivali’nde Caligari Ödülü kazanan ilk uzun metrajlı filmi Kasaba’nın çekiminde yaşadığı tatsız bir deneyim yüzünden ilk dönem filmlerinde neden diyalogdan uzak durduğunu anlattı: “Kasaba filminde çok uzun diyaloglu bir bölüm vardır, çok iyi beceremediğimiz bir bölüm. O sahneyi yaşatamamış olmak beni çok korkuttu o zaman. O yüzden bir süre diyalogdan kaçmış olabilirim, ben beceremiyorum bu işi, diye. Ama o sahneyi çekememiş olmak bana sinemada çok şey öğretti. Bunun nedenleri üzerine çok düşünmek ve araştırmak zorunda kaldım. Hayattaki gerçek diyalogları gizli gizli kaydettim. Onların yapısını inceledim diyaloğu oluşturan şey nedir diye… Diyaloğun doğallığına çok takmıştım o zamanlar. Birçok yönetmen için de bir meseleydi o zamanlar… Tam da geldiğim bu noktada diyalogda doğallık o kadar da önemli görünmemeye başladı bana…” 

İkinci uzun metrajlı filmi Mayıs Sıkıntısı, Berlin Film Festivali’nde yarıştı ve uluslararası alanda yeni bir Türk auteur’ün çıkışı olarak karşılandı. Türkiye’deki etkisi ise çok daha güçlü oldu. Zamanında entelijensiya tarafından kucaklanmasa da bugün hala pek çok genç yönetmen birer yeni NBC adayı olarak ortaya çıkıyorsa özellikle bu filmin etkisi vardır. Kasaba’ya oranla oturmuş lirik bir film dili ve estetiğini, doğa ve varoluş üzerine düşüncelerinin altını çizen Mayıs Sıkıntısı, NBC’nin mizah potansiyelini de ortaya çıkardı. Aynı potansiyel, lirizm ve daha olgun bir estetik, özellikle kurguda fark edilir bir ustalaşma Uzak’ı dünyada yılın filmlerinden biri olarak tescil etti. Cannes Film Festivali’nin başından itibaren favori olarak gösterildi. Grand Prix’nin yanı sıra amatör oyuncularının kazandığı ödül NBC’nin oyuncu yönetimindeki becerisini ortaya koyuyordu. Ailesi ve dostlarıyla film çeken NBC, bir sonraki filmi olan İklimler’de eşi Ebru Ceylan ile başrolü üstlendi. Sinemanın dijitalleşmeye başladığı dönemde 35mm’den vazgeçemeyenlerin bile hayranlığını kazanan bu film yönetmenin sinematografideki titizliği ve yaratıcılığını mükemmel yansıtıyordu. İlk filmlerinde siyah beyaz fotoğraf estetiğini geliştiren NBC, Üç Maymun’da dijital sinemanın yapım sonrası renk düzeltme işlemleriyle istediği psikolojik etkiyi yaratma ve zaman zaman sürreele varan bir atmosfer oluşturma olanağından yararlandı. Bir yandan da mizansene hakimiyetini adeta bir gövde gösterisine dönüştürdü. İlk kez profesyonel oyuncularla çalışmaya başladı, bu çalışmayı git gide şöhretlerle çalışma pratiğine dönüştürdü. Yavuz Bingöl, Hatice Aslan, Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Haluk Bilginer, Melisa Sözen, Serhat Kılıç, Nejat İşler, Murat Cemcir, Hazar Ergüçlü ve Doğu Demirkol ile çalıştı. 

İlk kez Ercan Kesal ile hem senarist hem oyuncu olarak işbirliği yaptığı Üç Maymun ile En İyi Yönetmen seçildi. Bir Zamanlar Anadolu’da görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki ile işbirliğinin doruk noktası oldu. Filmin özellikle başlangıcındaki gece sahneleri büyüleyici güzellikteydi. Yine Ercan Kesal’ın Nuri Bilge ve Ebru Ceylan ile birlikte imza attığı senaryo Çehovyen esinine rağmen Yakup Kadri’nin Yaban adlı romanınn günümüze bir yansıması gibiydi kentli entelektüelin taşraya ve küçük burjuva ahlakına bakış açısını simgeliyordu. Üç Maymun’un Tanrısal babayı yücelten, kadını silikleştiren mizojin yaklaşımına sahip olmasa da bu film de yine kadın ve günah / kötülük kavramlarını adeta dini bir kontekstte birleştiriyordu. 

Şu ana dek ödüller bakımından NBC’nin en büyük başarısı olan, Altın Palmiye ile taçlandırılan Kış Uykusu ise görsel ustalığıyla tanınan bir yönetmenin, Çehov öyküleri kombinasyonu olan, diyaloğa dayalı edebi bir senaryo üzerinde yükselişini gösterdi. Üstelik bu kez bir Çehov karakterini geliştirerek taşra kökenli Türkiyeli aydın portresini hem etik hem erkeklik açısından yerdi, karısı ve kızkardeşini dört başı mamur biçimde betimleyip hem duyguların hem mantığın sesi olarak sundu. 

Rotterdam’daki söyleşisinde senaryo üzerine düşüncelerini şöyle dile getirdi: “Senaryo nehir gibi… Bir nehrin doğuşu gibi oradan buradan bir sürü damla toplanıyor. Bir bakıyorsunuz bir gün yorgun bir ırmak akıyor. Nasıl ortaya çıktığı konusunda fazla bir fikrim yok. Her senaryoda da değişiyor bu, bazısında bir görüntü başlatabilirken bazısında bir konuşma… Eninde sonunda her şey! Daha doğrusu bir sanat yapıtının ortaya çıkması gibi bir kolaj, bir sürü şeyin harmonik, uyumlu biçimde bir araya gelmesi. Ama senaryo yazımı benim için didaktik bir süreç. Senaryo yazımı sırasında insan daha akademik düşünüyor sanki. O yüzden senaryo yazımını sette de kurguda da devam ettirmek gerektiğini düşünüyorum ya da bunu yapabilceğim bir esneklik yaratmaya çalışıyorum”. 

Bu arayış Kış Uykusu’nda mükemmel sonuç verdi. Film, neredeyse üç buçuk saatlik süresinin nasıl geçtiği anlaşılmadan izlendi. Konusu itibariyle o kadar sürükleyici olmadığını kendisinin dile getirdiği Ahlat Ağacı ise film sektöründe “telefon rehberi” şakası yapılan kalınlıkta bir senaryoya sahipti. Oysa Nuri Bilge Ceylan “Kendimi ifade etmek konusunda görüntüler yerine sözlerde daha becerikli olduğumu düşünseydim hiç sinemaya bulaşmazdım. Çünkü yalnızlığı seven bir insanım. Bir romancının yalnızlığını, bir tiyatro yazarının yalnızlığını hep kıskanmışımdır. Ama bu konuda çok yetenekli, becerikli değilim, sözleri kullanmak konusunda. Görüntülerde de reflekslerim daha gelişmiş,” diyordu Rotterdam’da. 

Süreleri bir sinemanın günlük seans sayısını düşürecek kadar uzun olmasına rağmen Üç Maymun, Bir Zamanlar Anadolu’da ve Kış Uykusu bütün arthouse sinema gişe rakamlarını aşarak yüzbinlerce izleyiciye ulaştı. NBC markasının geleneksel arthouse izleyicisinden daha geniş bir kitleye hitap ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Bir gencin yazar olma hayallerini ve baba - oğul ilişkisini ele alan,  Türkiye toplumuna dair doğrudan fikirler ileri süren, yönetmenin ilk politize filmi olarak da nitelendirilen Ahlat Ağacı’nın Türkiye’de de dünyadaki kadar ses getirip getirmeyeceği merakla bekleniyor. Bu filmle, NBC ‘edebi dönem’ini kapatacak mı yoksa sürdürecek mi onu da hep birlikte göreceğiz. Şu sözlerini unutmadan: “Stil konusu benim için çok önemli. Bir filmin anlatım şekli, neredeye içerikten daha önemlidir. Çünkü hayatımızda bile bir insan size bir şey söyler, dinlemezsiniz, ikna olmazsınız ya da çok şey ilgilenmezsiniz. Ama başka biri başka bir şekilde söyler başka bir ilgi uyandırır. Söyleyiş şekli çok önemlidir, her şeyde!”