Berbat bir açlıkla karşılaşmaksızın Hindistan’da herhangi bir yere gitmek imkansızdır. Her iki Hintliden biri gece yatağına aç karınla giriyor.

Delhi’nin bir zamanlar çiftliklerin yer aldığı kenar mahallelerinde şehir boyunca uzanan gecekondular vardır. Burada yaşayanlar, binaları inşa edenler ve evleri temizleyenler, malları üretenler ve dağıtımını yapanlardır. Trans-Yumuna kolonilerinin sokaklarında bir yürüyüş yapmak, her ne kadar burada yeni binalar yükselmekte ve yeni oteller inşa edilmekteyse de, bu gerçeği açıkça yüzünüze vurur. Gecekondu topluluklarından biri, metro hattının gölgesindeki bir duvar boyunca kurulmuş durumdadır. İnsanların bana anlattığına göre, burada yaşayanlar metro inşaatında çalışan işçilerdir. Bu inşaat sırasında bu kamp benzeri yere taşınmışlardır. Metro inşaatı sona ermiş durumda. Fakat işçiler kalmışlar. Evlerde çalışarak ve inşaat işleriyle hayatta kalmak için tırmalayıp duruyorlar.

Sabahın erken saatleri. Çocuklar ekmek parçalarını kemiriyorlar. Açlık yetişkinlerin gözlerini gögelemiş. Sohbet gıda konusuna geliyor. “Soğan ve patates çok pahalı” diyor biri. Bunu söyleyen haklı. Bu pahalılık, artan petrol fiyatlarının bir yansıması. Konuşan kişinin ilgilendiği şey ise soğan ve patates. BUrada bunlar lükse giriyor. Buradaki temel yiyecek ise nişasta.

Birkaç ay önce, bir kamyonetin önünde sıraya girmiş insanlarla konuştum. Bu kamyonetin üzerinde bir poster asılıydı: “Balaji Kunba – açlığa karşı olan bir aile”. Geçtiğimiz yıl boyunca, Bisoya şehrin dört bir yanındaki yoksullara yiyecek dağıttı. Bu insanları motive eden şey, dar kafalı dini kabuller değil, büyük bir ahlaki hissiyattı. Posterde yer alan kişi, şu ya da bu dine karşı değil, açlığa karşı öfkeli birisi olduğu söylenen Hanuman. Söylediklerine göre, Hanuman, “Hint tapınağına gidip laddu yer, camiye gidip kheer.” Ailenin sözleriyle söylersek, aç olan insanın dini olmaz.

Savaş ve açlık

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) dört ayda bir yayınladığı rapor, gıda yardımına ihtiyacı olan ülkelerin sayısının 37’den 39’a çıktığını gösteriyor. Yağışların dengesizleşmesi ve savaşlar, gıdayı insanların evlerinden söküp almış durumda. Dünyanın savaşın yıkımına uğramış olan Irak, Güney Sudan, Suriye ve Yemen’in yanı sıra Orta Afrika’nın çeşitli bölgeleri gibi yerlerinde hasatlar azalmaya devam ediyorlar. “Çatışmalar, gıdaya erişimin aşırı yükselen enflasyon yüzünden giderek daha zor hale geldiği bu bölgelerdeki tarımsal faaliyeti boğmuş durumda” uyarısında bulunuyor.

Çatışmanın sonsuza kadar sürecek gibi göründüğü Güney Sudan’da bugün 7,1 milyon Güney Sudanlının bütün günü aç geçirdiği tahmine diliyor. Yani, Güney Sudan’daki her üç insandan ikisi akut ya da kriz düzeyinde bir gıda güvencesizliğinden mustarip. Bu, savaşın doğrudan bir sonucu.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından üç yıllık savaşı sürdürdüğü Yemen’de durum en az bu kadar kötü; insanlar açlıktan kırılıyorlar. Bu yılın sonu itibariyle, (22 milyonluk Yemen nüfusundan) 18 milyonu açlıktan ölecek. Suudi-BAE koalisyonunun Kızıl Deniz’deki Hodeidah liman şehrini ele geçirmesi ve liman üzerindeki kontrolünü ülkeye dışarıdan sağlanan tedariki kesmek için kullanacak olması çok muhtemel. Yemen’in gıdasının yüzde 70’I, yakıtının yüzde 50’si ve ilaçlarının çok büyük bir kısmı bu limandan ülkeye giriyor. Ülkenin kuşatılması, bu topraklar açısından gerçek bir felaket olacak.

Atık ve Mülkiyet

Delhi’deki harabe barakalar, Gazipur çöp alanından pek uzakta değiller. Bu çöp alanı küçük bir dağ boyutuna ulaşmış. Delhi’nin çöpü buraya gidiyor. Sıcak yaz rüzgarı batıdan estikçe, çöp alanından gelen iğrenç kokuları buraya taşıyor. Geçtiğimiz yıl, bu küçük bir dağ büyüklüğündeki çöp yığınında kayma oldu ve iki kişi çöplerin altında kalarak can verdi. Pek çok açıdan tehlikeli bir durum söz konusu.

Bu çöp alanı –Ekosistemler ve Biyoçeşitlilik Ekonomisi grubu tarafından altı çizilen bir olgu olarak– aklımıza bizim toplumumuzda üretilen atıkları getiriyor. Üretilen toplam gıdanın yüzde kırkı –hayret verici bir sayı bu– ya israf ediliyor ya da atık olarak çöpe gönderiliyor. Gezegende milyarlarca sakininin hepsine yetecek olandan daha fazla gıda üretiliyor. Buna rağmen, hiç ya da yeterli parası olmayanlar kendilerini beslemeyi maddi olarak karşılayamayarak aç kalıyorlar. Mülkiyeti olmayanların kaderi açlık. Parası olanlar tarafından yenilen yenilemeyen fazlalık gıdalar da çöpe fırlatılıp atılıyor. İnsanların paraları olmadığında açlığa zorlandığı ve erişilebilir gıdanın ekonomik eşitsizlik nedeniyle çöpe atıldığı kapitalist sisteme dönük bir öfkeli sitemdir bu.

Çöp yığınından gelen oku ise bir başka mesaj veriyor bizlere. Gıda çöp yığınında çürüdükçe, metan gazı üretiyor. Metan gazı ise bir sera gazı olarak karbondioksitten çok daha öldürücü bir gazdır. İklim değişikliğine yol açan etmenlerden biri, bu anlamda (diğer organik maddelerin yanı sıra) atık gıdadır.

Savaş, İklim değişikliği, Para – işte açlığın motorları bunlardır. Güney Sudan’daki ve Yemen’deki savaşların korkunç acımasızlığı, açlık salgınına dönük bakışımızı keskinleştirmek durumunda.

Fakat bir de Hindistan gibi yerlerde süregiden bir sessiz savaş söz konusu. Buralarda gökten bombalar yağmıyor. Bunun yerine, bütün sokaklarda, bütün gecekonduların kıyılarında patlayan başka türden bir bomba var. Bu bir düşüncenin ürünüdür: Özel mülkiyet düşüncesinin. Özel mülkiyete sahip olmayanlar, yemek yemek için mücadele verirler. Otellere ve lüks evlere, lokantalara ve marketlere çok da uzak olmayan gecekondularında sıkış tıkış yaşayıp giderler.

[CounterPunch’taki İngilizce orijinalinden Soner Torlak tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]