Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) Üyesi ve Hukukçu Ebdilrehman Xelife, işgalci Türk devletinin Güney Kürdistan’a yönelik işgal saldırılarına ilişkin ANHA’nın sorularını yanıtladı. Türkiye’nin uluslararası hukuk kurallarını çiğnediğini vurgulayan Xelife, Güney Kürdistan ve Irak hükümetlerinin devam eden işgal saldırılarına karşı ortak bir tutum sergilemesi gerektiğini söyledi.

Ebdilrehman Xelife ile yapılan röportaj şöyle:

*İşgalci Türk devleti Mart ayının sonlarından itibaren Güney Kürdistan’a yönelik saldırılarını arttırdı. Bu saldırılar iki taraf arasındaki anlaşma doğrultusunda mı gerçekleştiriliyor? Türkiye bölgedeki bu yönelimleri ile nereye varmak istemektedir?

Türkiye Lozan anlaşmasından bu yana Kuzey Kürdistan’ı işgal etmesiyle hiçbir zaman yetinmedi ve Kürdistan’ın diğer parçalarına yönelimlerini sürdürdü. Kürtlere yönelik komplolar bu devletin dini haline geldi. Çok uzak tarihe gitmeden de Türkiye’nin Efrîn’i işgal ettiğini ve şimdi de kazanımların bulunduğu Minbic’e yöneldiğini görebiliriz. Yine Irak ve Güney Kürdistan’daki yönelimlerini sürdürüyor. Türkiye’nin bu yönelimlerinin başlıca sebeplerinden biri Irak’ın saldırılar karşısındaki zayıf tutumu olurken, Kürt ve Bağdat arasındaki anlaşmazlıkları da bir fırsat olarak gördü. Yine Güney Kürdistan’daki kimi partilerin partici ve aile çıkarlarının AKP ile yakın ilişkisi vardır.

Anlaşmalar eşit koşullarda bulunan taraflar arasında imzalanır ancak Türkiye Güney Kürdistan hükümetine küçük bir gözle bakar. Bu yüzden de anlaşma yapma gereği duymaz. Güney Kürdistan’daki partilerin devam eden işgal saldırıları karşısındaki sessizliğinin temel nedeni kendi aralarındaki anlaşmazlıkların yanı sıra partici ve aile çıkarlarını ulus çıkarlarından daha üstün görmeleridir.

Türkiye uzun bir dönemdir yaptığı açıklamalar ile Güney Kürdistan ve Musul’u işgal etmek istediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Artık bu işgali başlatmanın uygun koşullarının olduğunu düşünüyorlar. Her yurtsever Kürt, bu işgale karşı cesaretle direnmelidir.

*Türkiye’nin herhangi bir anlaşma ya da onay olmadan komşu ülkenin topraklarına saldırma hakkı var mıdır?

Uluslararası yasa ve kanunlar komşu ülkeye yönelimleri yasaklar. Komşu ülkeye yönelik saldırılar suç olarak kabul edilir ve Güvenlik Konseyi askeri müdahaleye varan tedbirlerde bulunma hakkına sahiptir. Irak’ın Kuveyt işgalinde olduğu gibi.

Türkiye’nin de Kuzey Suriye ve Irak’a yönelimleri uluslararası kanunlara göre savaş suçudur. Her iki ülkenin de Güvenlik Konseyi’nden işgalcilerin cezalandırılmasını talep etme hakkı vardır.

*Türkiye komşu ülkeleri Irak ve Suriye’ye yönelik sürdürdüğü saldırılarda nereden cesaret almaktadır?

Türkiye öncelikle Irak ve Suriye’nin yaşadığı iç ve dış karmaşadan cesaret almaktadır. Bir diğeri ise Türkiye’nin saldırdığı bölgeler her iki ülkenin de hiçbir zaman önem vermediği ve kendi haline bıraktığı bölgelerdir. Yine Türkiye’nin saldırdığı bölgelerin bir diğer ortak yanı ise Suriye ve Irak toprağı olmamasıdır. Buralar Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra bu ülkelere bağlanmıştır ve farklı halkların topraklarıdır.

*Güney Kürdistan hükümeti birçok Kürt siyasi parti ve parlamenterin tepkilerine rağmen bu işgal saldırıları karşısındaki sessizliğini sürdürüyor. Bu sessizlik ne anlama gelmektedir? Türk işgalciliğine karşı alınacak kararları engelleyen bir taraf var mıdır?

Doğrudur, kimi parlamenter ve küçük siyasi bloklar yurtseverlik ve ulusal değerleri doğrultusunda bu işgal saldırılarına tepki göstermiştir. Bu çok değerlidir. Ancak eğer tüm Kürt taraflarınca ortak ve sert bir tavır alınmazsa bu tepkiler de sonuçsuz kalacaktır. Bu işgal saldırıları karşısında sessiz kalan ve olası bir kararı engelleyen taraflar tarih önünde hesap verecektir.

*Türk devletinin Güney Kürdistan topraklarında 20 kilometreye varan işgali karşısında siyasi bloklar ve halk ne yapmalıdır?

Bu işgal saldırılarına dört parça Kürdistan’dan ortak ve sert bir tepki gösterilmelidir. Yine Irak halkları gerçekleştirecekleri eylem ve etkinlikler ile bu işgal karşısında durmalıdır. Kürt siyasi partileri de işgale karşı ortak hareket edebilmelidir. Sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm yapıları işgale karşı sonuna kadar direnmelidir.

*12 Mayıs seçimlerinde kazanan parlamenterler Türk işgalciliğini Irak parlamentosuna taşıyabilirler mi?

Türkiye’nin Irak topraklarında gözü var, Güney Kürdistan da Irak’ın bir parçası. Dolayısıyla Kürt ve Arap parlamenterlerin Türk işgalciliğine karşı tavrı net olmalı. Türk işgalciliği Irak’ın tüm bileşenlerine zarar verecek. Hali hazırda Irak parlamentosu umut vermiyor, parlamenterlerin çoğu partilerin denetiminde. Özellikle iktidar partileri halkın çıkarlarına çok uzak. Türk işgalciliğine karşı Irak parlamentosunda bir şeyler olacaksa, parlamentodaki dengeler değişmeden olmaz. Son seçimlerin sonuçları da hala kesinleşmedi, büyük bir sahtekarlık yaşandığı için kolay kolay çözülmüyor.

*Türkiye işgal saldırılarının yanı sıra Irak’a akan Dicle nehrinin suyunu yarı oranında kesti. Irak’ın Türk devletinin bu uygulamaları karşısındaki sessizliğini nasıl değerlendirmek gerekir?

Açık ve net bir şekilde görülen şey şu ki Kürdistan’ı işgal eden güçler, Kürtlere darbe vurmak için fırsat buluyor ve bu zihniyetleri hiç bir zaman değişmeyecek. Anayasa, federalizm ve diğer haklar 2003 yılında diktatörlüğün yıkılması sürecinde oluştu ve ondan sonra bir şey olmadı.

Dicle Nehri sularının kesilmesi sadece Irak halkına zarar verecek, bu yüzden de Iraklı yetkililer Türkiye’ni bu açgözlü politikalarına karşı sessiz kalıyor.

ANHA