Kadınıyla, yoksuluyla, işçisiyle kısacası düzenden memnun olmayan İranlılar artık eskisinden daha fazla sokakları yoklamakta, daha fazla sesini gür çıkarmaya çalışıyor.

Merkez Tahran’ın çeperindeki etnik kimlik çeşitliliği rejim için hep korkulan oldu. Bu etnik çeşitlilik İslam Devrimi’nin getirmiş olduğu düzenden nasibini alamadı. Ama halk payına düşeni aldı: baskı, şiddet, sindirme, cezalandırma, ötekileştirme...

Ötekileşen-ötekileştiren ya da yöneten-yönetilen ilişkisi açısından İran’ın içerde ve dışarda okların üstünden atamadığı bir süreç yaşıyor. Ülkenin insanları oldukça mutsuz, bir o kadar da gelecekten umutlu.

Halkı yönetenler tam bir fiyasko ürünü. Demokrasinin ilk harfinden sonrası demokratik bir sistemden bahsetmek mümkün bile değil.

Ülkede demokratik bir düzen görünüyor, fakat demokrasi demek çok zor. Çünkü ülkenin en tepesinde bulunması gereken ve halk tarafından seçilmiş bir devlet başkanı değil, bir dini lider bulunuyor.

Meselenin özü şöyle; demokratik yollardan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanın en üstünde, en yetkili kişi dini lider ülkeyi yönetiyor. Yani İran’da devlet başkanlığı en üst makam değildir. Halk tarafından seçilen devlet başkanın yürütme yetkisi oldukça kısıtlıdır.

İran görünürde demokrasi ilkelerinin birkaçını uyguluyor olabilir, gerçek manasıyla İran anayasal bir demokrasi değildir. Tam bir felaket…

BÜYÜK AYETULLAH’IN GÜCÜ

İran’da yapılan her seçimlerde yönetimin en tepesi seçilmiyor. Devlet başkanlığı için seçilen cumhurbaşkanın en üstünde olan dini lider “Rehber-i Muazzam” denen Büyük Ayetullah bulunuyor.

1979 İslam Devrimi’nden sonra hazırlanan anayasada devletin temel organları yasama, yürütme, yargı olarak tanımlanıyor. Büyük Ayetullah bu organların işleyişlerine müdahale edebiliyor. Bundan dolayı çok önemli yetkilere sahiptir.

Büyük Ayetullah’ın, yürütmenin başında cumhurbaşkanı olsa da iç ve dış politikada önceliklerin belirlenmesinde, savaş ve barış kararlarını vermek gibi yetkileri arasındadır.

Askeri anlamda da Büyük Ayetullah’ın elinde önemli yetkiler vardır: Silahlı kuvvetlerin başkomutanı olmak; kara, deniz, hava kuvvetleri ile Devrim Muhafızları’nın komutanlarını atama; istemediği herhangi bir komutanı görevden alma yetkisine de sahiptir.

Bunun dışında İran’ın yüksek yargısının yönetimini, devlet televizyon ve radyolarının yöneticilerini, medya organlarının yöneticilerini ve cuma hutbelerinin imam hatiplerini de yine Büyük Ayetullah atıyor.

Ülke atanmışların ağırlıkta olduğu sistem, seçimle işbaşına gelenlere kısıtlı bir hareket alanı veriyor. Halk tarafından seçilen meclisin üyeleri veya cumhurbaşkanın ötesinde devletin tüm kurumlarında son sözü kritik yetkilerle donatılmış olan dini lider Büyük Ayetullah söylüyor. Demokrasinin üstünü bir çizikle hepten yok edilmiş oluyor.

Şimdiye kadar yani 1979 İran İslam Devrimi’nden itibaren en üst tepede duran sadece iki kişi yer aldı. Biri 1979 yılında devrimin mimarı Ruhullah Humeyni; 1989’da ölmesiyle Ali Hamaney yerine gelmiştir. Bugün hala hayatta.

Ali Hamaney, ülkenin bütün bürokrasisini, ideolojik ve idari komiser olarak kontrol altında tutan 2000 mollanın başı konumunda.

Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, rejimin en üst makamı olan “Velayet-i Fakih” kurumunu temsilen ülkeyi “Veliyy-i Fakih” sıfatıyla idare ediyor. Fıkıh alimlerinin yönetimini anlamına gelen Velayet-i Fakih, İran İslam Cumhuriyeti'nin anayasasının esasını oluşturuyor.

Veliyy-i Fakih, “Mehdi’nin yeryüzündeki vekili olan Şii din adamları” anlamına geliyor. Veliyy-i Fakih, “Mehdi”nin yeniden ortaya çıkışına kadar İslam ümmetinin yöneticisi olarak görülüyor.

Liderin vefatı halinde halefi, Uzmanlar Konseyi tarafından belirleniyor. Konsey, lideri denetleme hakkında da sahip olsa da, fiiliyatta otoritesi sorgulanmıyor.

Büyük Ayetullah çok güçlü bir konumdadır. Uzmanlar Konsey seçimleri için başvuru yapan adaylar, Büyük Ayetullah’ın etkisi altında olan Anayasayı Koruma Konseyi tarafından belirleniyor.

Büyük Ayetullah’ın tüm kamu kurumları, özerk kurum ve kurullarda temsilcisi bulunuyor. Bazı kamu kurumların yöneticilerini bizzat atayan liderin yöneticinin altında görev yapan kurullarda da temsilcisi oluyor.

ANAYASAYI KORUMA KONSEYİ

İran’da bütün her şey rejime göre şekillenmiş durumda. Uzmanlar Konseyi ve Danışma Konseyi’nden daha güçlü, donanımlı olan ve rejimin en kritik kurumlarından biri olan Anayasayı Koruma Konseyi’nin 12 üyesi vardır. Konsey, dini ve hukuki denetimler yaptığı için üyelerin yarısı din adamı, yarısı hukukçudur. Üyelerden altısı doğrudan Büyük Ayetullah tarafından atanır (atanan üyeler din adamlarıdır), diğer altı üye ise Büyük Ayetullah'ın atadığı Başyargıç atıyor.

Konsey’in şekillenen bu durumu her zaman rejimin korunması amaçlanmıştır. Konsey’in muhafazakar kimliğinin kaybı söz konusu olduğunda rejimin varlığı tehlikeye girmiş olur.

Meclisten kabul edilen yasa tasarıları, Anayasayı Koruma Konseyi’nin onayına takılıyor. İran’ın İslami şeriatına aykırı gördüğü yasaları veto etme yetkisine sahip. Bu şekilde halk tarafından seçilen meclis üyelerinin çıkardığı herhangi bir yasa tasarısı rejimin kurallarına uymuyorsa Anayasayı Koruma Konseyi tarafından reddedilmiş oluyor. Yani muhafazakarca düzenlenmemiş bir kanunun geçmesi çok zordur.

Anayasayı Koruma Konseyi, aynı zamanda Yüksek Seçim Kurulu görevi de görür. Devlet başkanlığına, parlamentoya (Meclis) ve Uzmanlar Meclisi’ne aday olan herkesin adaylığını onaylama ya da veto etme yetkisine sahip. Peki, aday olmada hangi ölçütlere bakılır? Adayların dindar olup olmaması, Büyük Ayetullah ve rejime olan bağlılığı gibi hususlara bakılır. Konsey üyeleri gerçek anlamda Büyük Ayetullah’ın seçilmesini istediği kişilerden oluşuyor. Halk sadece önüne getirilen isimler arasından seçim yapabiliyor. Bu durum, halkın iradesine ve demokrasinin işleyişine darbe vurulmuş oluyor. Hal böyle olunca, tüm kurumlarda muhafazakarların baskın olduğu bir ülke karşımıza çıkıyor.

Cumhurbaşkanı ile olan bağlantıyı ise Anayasayı Koruma Konseyi yapıyor. Anayasayı Koruma Konseyi seçimlerde kimin aday olup olmayacağına karar veriyor. Ülkede yapılan ve yapılacak her seçim yine Anayasayı Koruma Konseyi’nin denetimi ve himayesinde yapılıyor. Ülkedeki en son seçimlerde Uzmanlar Meclisi ve Meclis seçimleri için aday adayı olan reformist adaylardan yüzde 99’unun adaylığının reddedildiğini görmüştük.

Özetle Anayasayı Koruma Konseyi, İran Meclisi’nde kimin yer alıp, yer almayacağını belirliyor. Rejime sadık olan kişiler belirlendikten sonra ya da başka bir deyişle seçilecek olan adaylar elekten geçirildikten sonra halka sadece seçmek kalıyor. Rejimin var olan sistemine dudak büken ve razı olmayanlar ise kendilerini sokaklara atıyor.

UZMANLAR KONSEYİ

Uzmanlar Konseyi, Anayasayı Koruma Konseyi’nden sonra ülkenin en önemli kurumlarından biridir. Uzmanlar Konseyi 86 üyeden oluşur. 2011’den beri Başkanlığı Ayetullah Muhammed Rıza Mahdavi Kani yürütmektedir. Konsey üyeleri üst seviyede din adamları olup, din konusunda uzman kabul edilirler. Üyeler, halk tarafından 8 yıllığına seçilir. Seçimden önce adaylar Anayasayı Koruma Konseyi tarafından denetlenir ve hangi adayların seçime gireceği kararlaştırılır. Bu süreçte adayların İslam’a ve rejime bağlılıkları belirleyici olur. Başka bir açıdan düşünürsek; Uzmanlar Konseyi, vatandaşlar ve Büyük Ayetullah arasında köprü vazifesi görür. Çünkü seçim anlamında Uzmanlar Konseyi, iki tarafın ortasında bulunur ki halk Uzmanlar Konseyi’ni, Uzmanlar Konseyi ise Büyük Ayetullah’ı seçer.

86 müçtehit imamın oluşturduğu Uzmanlar Konseyi Anayasa’ya göre Büyük Ayetullah’ı seçmek, gözlemek ve gereken koşullar oluştuğunda Büyük Ayetullah’ı görevden almaktır. Yanlış duymadınız, Uzmanlar Konseyi’nin görevden alma gibi bir yetkisi mevcut. Ancak görevden alma yetkisi gerçekten de kağıt üzerinde kalıyor. Çünkü, 86 kişilik Uzmanlar Konseyi halk oylaması ile seçiliyor. Fakat adayları Anayasayı Koruma Konseyi seçiyor.

Bu durumda 86 müçtehidin hepsini Büyük Ayetullah seçmiş oluyor. Bundan dolayı Büyük Ayetullah'ın görevden alınması mümkün değil.

YÖNETİMİN YÖNETENLER ÜZERİNDEKİ BASKI VE DENETİM AYGITLARI

Rejimin halk üzerinde baskı olarak kullandığı araçlardan bir tanesi Devrim Muhafızları Ordusu (Pasdaran)’dur. Sayıları 125 bin kişiden bahsedilen Devrim Muhafızları Ordusu İran’daki rejimin ayakta kalmasında önemli rol oynuyor. Ülkenin normal ordusu (arteş) sınırları koruyup iç ve dış güvenliği sağlarken, Devrim Muhafızları Ordusu (pasdaran) ülkenin rejimini koruma ve kollamakla görevli. Pasdaran 1979 İslam Devrimi’nden sonra Ayetullah Humeyni tarafından, ABD’deki ‘National Guard’ benzeri olarak kuruldu. Ancak Irak-İran Savaşı Pasdaran’ı geleneksel savaş gücüne de sahip bir orduya dönüştürdü. Günümüzdeki yapısını Kızılordu’ya benzetenler de var.

Pasdaran’ın ülke politikasındaki ağırlığı ise, bir önceki ılımlı devlet başkanı Hatemi’ye karşı açık bir politik muhalefet olmaya başlamasıyla başladı.  2004 seçimlerinde Meclisin 290 koltuğundan 16’sını Pasdaran emeklilerinin kazanmasıyla görülmemiş boyuta yükseldi. Ali Hameney de, bu tarihten itibaren eski Pasdaran komutanlarını ülkenin bütün kritik makamlarının başına atamaya başladı. Pasdaran, politikanın yanı sıra ülke ekonomisinin de en etkin gücü konumunda. Kara para piyasasından stratejik endüstrilere kadar birçok ekonomi sektörü Pasdaran’ın kontrolü altında.

Pasdaran’ın en vurucu gücü ise ‘Kudüs Gücü’ denilen paramiliter unsuru. 1000 kadar kişiden oluşan bu seçkin örtülü güç, İran’ın bazı dış ve komşu ülke örtülü operasyonlarını yürütüyor.

Bir diğer baskı ve denetleme işlevi gören rejimin polisi Besiclerdir. İran rejiminin ikinci kolluk gücü, önceleri fiilen, 2007 yılından itibaren ise resmen devrim muhafızları ordusunun komutasında olan paramiliter Besic milisleri. Ülke genelinde 90 bin kişi olan Besicler, rejim taraftarı gönüllülerden seçiliyor. Besicler, Devrim Muhafızları tarafından eğitilen gönüllüler ordusudur.

Besicler, İran-Irak savaşı sırasında şanını ve gücünü ıspatladı. İran ordusuna yaptıkları hizmetlerinden dolayı, halkın İslami rejime bağlılığını ve yaşayışını denetleyen bir tür rejim polisi gücüne dönüştü.

Gazeteci Fehim Taştekin’in dediği gibi “Rejimi savunan, toplumun farklı katmanlarını içerden yönlendiren, sisteme adam devşiren, mahalleyi gözeten, ahlak zabıtalığı yapan, deprem gibi felaketlerde kurtarma ekipleri olarak devreye giren, insani yardımları organize eden, gösteriler olduğunda aniden müdahale gücüne dönüşen Besic, sisteme bağlılığın yanı sıra statükoya bağımlılığı sağlayan bir mekanizma.”

Bugün İran’da iş bulamayanlar rejime sadakatini göstererek Besic oluyor. Ellerinde sopa ve coplarla, rejime aykırı giyinen, davranışlarda bulunan, toplanan halkı sindirmekle meşgul oluyorlar. Neredeyse tüm kurumlarda Besic’in büroları vardır. Rejimin kurallarını uyguladıkları için maaşları oldukça dolgundur.

Yardımcı Kaynaklar: BBC Türkçe, Al Jazeera Türk, Amerika Bülteni